2 Yorum

Jerry, Tom’dan korkması gerektiğini nasıl ve nereden anlıyor (Ya da ilk seferinde onun kötü niyetini hemen nasıl anlamış?)

Kediler, büyük sıçanlar ve benzeri yırtıcı (ve kendisini yemeye hazır) hayvanların, fareleri anında nasıl dehşet içinde bıraktıklarının sırrı çözülmüş.

kedi ve fare

Amerikalı bilim adamlarının daha yeni tamamladığı bir çalışmaya göre, farelerin sözünü ettiğimiz yırtıcı hayvanların idrarındaki belirli bir proteini ayırt edebildikleri ve bu protein sayesinde, daha önce o türden bir hayvanla hiç  karşılaşmamış olsalar dahi (yani diyelim daha önce hiç kedi görmeseler bile) o hayvanla karşılaştıkları anda korku içinde kaldıkları bariz bir şekilde anlaşılmış.

Bu araştırmanın sonuçlarını, bizim “içgüdü” diye basite indirgeyip, öyle tanımlayarak geçtiğimiz pek çok hayvan davranışının, benzer biyolojik ve kimyasal bir açıklamalara sahip olabileceğine dair bir örnek olarak sunmak çok mu abartıya kaçar, onu değerlendirecek durumda olduğumu sanmam. Ama, kişisel fikrim hiç de aşırı abartılı bir yorum olmayacağı, tam tersine az çok isabetli bir değerlendirme sayılabileceği yönünde.

Yine bu araştırmanın sonuçlarına göre, farelerin kendilerine sinyal gönderen bu özel proteinlerin varlığını farkedebilmeleri, onların gelişmiş koku alma duyuları ile ilgili değilmiş (koku alma duyularının “gelişmiş” olduğu benim eklemem, yani sallamam aslında, ama öyledir diye düşündüm, değil midir yoksa?). Her neyse, koku alma duyuları ile bir ilgisi yokmuş, çünkü söz konusu proteinler kendileri havada dolanmadıkları gibi, havada gezinen bir koku ya da benzer bir sinyal yaymazlarmış.

Peki nasıl oluyor da fareler bu proteini etraflarındaki idrar ve dışkıların ta içinden bulup da tespit edebiliyorlarmış diye soracak olursanız, olayın bam teline bastınız demektir.

beyaz kediAraştırmayı yapan bilim adamlarına göre, bir farenin bunun farkına varabilmesi için, yerde gezinirken fiziksel olarak bu kimyasalla (yani sözünü ettiğimiz protein ile) karşılaşması gerekiyormuş. Fare bununla karşılaştığı zaman, proteinin yaydığı bu “sinyaller” farenin burun bölgesinde bulunan ve vomeronasal organ adı verilen organını uyarıyor ve beyinde korku tepkisinin oluşmasına sebep oluyormuş.

Profesör Lisa Stowers‘ın başkanlığında California’da bulunan The Scripps Research Institute kurumunda yürütülen bir çalışmanın sonucunda, farelerin bir laboratuvar içinde doğmuş ve büyütülmüş olmaları halinde dahi, yine de bu tür bir durumla karşılaştıkları zaman korktukları, oldukları yerde bir süre donakaldıkları ve yere olabildiğince yakın kalmaya dikkat ettikleri gözlenmiş.
Stowers özellikle, bu farelerin, kendilerinden önce gelen yüzlerce nesil boyunca (yani atalarının atalarının atalarının… fani ömürlerinde bir kere bile) bu tür bir hayvanla karşılaşmamış olan soylardan geldiğini belirtmiş ve bu durumun açıkça farelerin bu yeteneğinin doğuştan gelen bir özellik olduğunu, hiç bir şekilde öğrenilmiş bir davranış olmadığını ortaya koyduğunu belirtmiş.

Çalışmanın daha sonraki bir evresinde ise, Stowers ve ekibi vomeronasal adı verilen bu organı bir operasyonla aldıkları zaman, farelerin yırtıcı ve büyük bir sıçan ya da kedi gördüklerinde herhangi bir endişeye kapılmadıklarını gözlemlemiş. Bu da, farelerin doğuştan gelen bu korkularının yalnızca bu organ ile algıladıkları duyumlara bağlı olduğunu, diğer hiç bir duyu ogranının bu işlemde rol oynamadığını ortaya koymuş. Yani, farelerin kendilerini yiyebilecek hayvanlardan kendilerini korumalarını sağlayan bu “içgüdü“, bu basit protein tespit etme yeteneğine dayanıyormuş, başk hiç bir şeye değil.

Şimdi gelelim, konuyla ilgili birkaç ilgimi çeken ve sizin de ilginizi çekebilecek bir iki noktaya:

İlk merak ettiğim konu, bu haberin daha ciddiye çalan bir dille yazılmış versiyonunu önümüzdeki ayın NTV Bilim dergisinde görüp görmeyeceğimiz. Ben büyük ihtimalle göreceğimize inanıyorum. Eğer bu tahminim gerçekleşirse, neden böyle abuk subuk bir tahminde bulunduğumu ve kendimi bu taahhütün altına soktuğumu elbette ki buraya yazmak benim için oldukça eğlenceli olacak. Olmazsa da tersi tabii…

İkinci ilginç konu ise, yazıda bahsedilen vemoronasal organın insanlarda da var olup olmadığı ile ilgili süregiden “güya” tartışma ile ilgili. Günümüze kadar elde edilen bilgilerin ışığında, bilim bu organın insanlarda bulunmadığını ve büyük olasılıkla evrim sırasında bir yerlerde çoktan kaybolduğunu belirtirken, bizden daha zeki olan bazı kişiler ise durumun hiç de böyle olmadığı konusunda son derece ısrarlılar. Bu pseudoscience (sahte bilim) araştırmacıları, bazı ne idüğü meşhul araştırmaları kaynak gösterip, insanlarda bu organın varlığını ve etkinliğini devam ettirdiğini ve bu organ sayesinde insanın koku olarak adlandırılamayacak, ancak havada dolaşan bazı sinyalleri aldığını ve çoğu durumda bu sinyallere göre hareket ettiğini iddia ediyorlar. Hiç durup dinlenmeden, vazgeçmeden hem de.

Peki neden böyle şeyler iddia edip duruyor bu insanlar? Çünkü işin içinde bol para var da ondan. Çünkü, güya bu havada dolaşan, henüz pek az kimsenin sırrına erebildiği partiküllerin adı feromonmuş da ondan. Ve son olarak, bu feromonlardan bazıları insanların kimi cinsel açıdan çekici bulacaklarını karar vermelerinde temel etkenmiş de ondan (Ve elbette sözünü ettiğimiz feromonlar sentetik olarak üretilip satılabiliyor da ondan. Tahmin edin bakalım, kimler tarafından?)

İnsanın kollektif salaklığının sınırı yok diyorum, ilk diyen ben olmamama rağmen yine de tepki topluyorum ya, ben de buna hayret ediyorum işte sevgili okuyucular.

2 comments on “Jerry, Tom’dan korkması gerektiğini nasıl ve nereden anlıyor (Ya da ilk seferinde onun kötü niyetini hemen nasıl anlamış?)

  1. […] rağmen yine de tepki topluyorum ya, ben de buna hayret ediyorum işte sevgili okuyucular. Kaynak:Neselibeyin.com Telif bildirimi:Tüm hakkı kaynak adrese aittir.İzinsiz […]

  2. “bir farenin bunun farkına varabilmesi için, yerde gezinirken fiziksel olarak bu kimyasalla (yani sözünü ettiğimiz protein ile) karşılaşması gerekiyormuş. Fare bununla karşılaştığı zaman, proteinin yaydığı bu “sinyaller” farenin burun bölgesinde bulunan ve vomeronasal organ adı verilen organını uyarıyor ve beyinde korku tepkisinin oluşmasına sebep oluyormuş. ”

    bunlar ne tip sinyallermis? koku degilse, proteinlerin elektromagnetik radyasyon yapacak hali yok heralde. kafama yatmadi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: