2 Yorum

İneğin adı yok! (Olsa daha çok süt verecek…)

İnek besleyenler için ineklerine isim takıp takmamak, ilk bakışta sadece inekle sahibi arasındaki ilişkiye bağlı bir karar olarak görünebilir.

Fakat, bunun aslında inek sahibinin kazancını doğrudan etkileyen işle ilgili bir konu olduğu aklınıza gelir miydi?

Bir isme sahip olmak, çok şey kazandırabilir!

Bu olguyu ortaya koyan çalışma, Antrhozoös isimli bir İngiliz dergisinde yayınlanmış. Elbette, bunu ilk okuduğumda bu isimde bir derginin varlığına ben de inanmadım. Ama linkinde de görebileceğiniz gibi, bu dergi Uluslararası Antrozooloji Derneği’nin resmi yayın organı ve kendini “insanlar ile hayvanlar arasındaki ilişkilere dair multidisipliner bir bilimsel dergi” olarak tanımlıyor. Derginin yayın kuruluna baktığımızda, ünlü üniversitelerden büyük akademik ünvanlara sahip bazı şahısların adını görsek de, ben hala antrozooloji diye bir bilim dalının ve bu derginin ciddiyetinden şüpheliyim, bunu da not düşmeden geçmiş olmayalım.

Hikayemize devam edecek olursak, olay kısaca şu şekilde: Sözü edilen dergide yayınlanan bu çalışmada, İngiltere’de ineği olup sütçülükle uğraşan birkaç yüz tane sütçüye (bilimsellik nerede diye tutturacaklar için, tam rakam 516 tane) bir anket uygulanmış. Ankette, sütçülükle uğraşan bu insanların ineklere karşı sergiledikleri tutum ve davranışlar ile çalışmaya katılan ineklerden elde edilen süt miktarı birbirinden bağımsız iki ayrı veri olarak karşılaştırılmış. Sonuçta , ineklere isim takılan çiftliklerde, herhangi bir yılda, ineklere isim takılmayan çiftliklere göre ortalama 258 litre fazla süt üretimi elde edildiği ortaya konulmuş. Bu, iki tür çiftliğin üretimi arasında yaklaşık % 6 oranında bir farka tekabül ediyor.

Elbette ki, tek bir araştırmayla bu durumu tam olarak anlayabilmek ve her yönünyle aydınlığa kavuşturmak mümkün değil. Bilim, her zaman “neden” sorusunu sormaya devam etmeli. Bu bakımdan örneğin, bir isme sahip olmanın inekler üzerindeki psikolojik etkilerinin öncelikle tam olarak belirlenmesi gerekiyor. Ancak, yine de araştırma sonuçlarının ortaya koyduğu bu korelasyon da gözden kaçırılacak gibi değil.

Çalışmanın başını çeken bilim adamlarından biri olan Newcastle Üniversitesi’nden hayvan davranışları araştırmacısı Catherine Douglas (link veriyorum ki kadının adını kafadan attığımı düşünmeyin), isim takmanın bir insanın hayvanlara karşı tutumunun en belirgin göstergelerinden biri olduğu görüşünde. Ona göre, ismi olan ineklere, sahipleri daha güzel bakıyor ve onlara daha iyi davranıyorlar, bu yüzden mutlu inekler de daha fazla süt veriyor. Douglas, “bir ineğe isim takmakla ona zarar veremeyeceğiniz kesin” diyor. Bu son söylediğinde, her ne kadar inekler konusunda kısıtlı bilgi ve deneyime sahip olsam da,  ben de kendisine katılıyorum.

İneklere isim verme metodları da, sütçüden sütçüye önemli ölçüde değişebiliyor. Bazı çiftlik sahipleri, inekleri alfabe sırasına göre isimlendirirken, bir kısmı ise ineklerin yavrularına da aynı isimleri takarak o soyu devam ettiriyorlar. Araştırmaya göre İngiltere’de en popüler inek adları, çeşitli bitki ve çiçeklerin isimlerinden oluşuyor; bunlardan ilk akla gelenleri ise Daisy, Rose ve Buttercup (Türkçe’si Papatya, Gül ve Düğünçiçeği oluyor). Douglas da bir keresinde kendi ineklerinden birine kızkardeşinin ismi olan Hattie ismini vermiş. Makaleden, bunu kötü bir niyetle yaptığına dair bir izlenim edinmiyoruz, daha ziyade bir hoşluk olarak görülerek ifade edilmiş.

Fakat gelin görün ki, İngiltere’de hal böyle olmasına ve bilimsel olarak da kanıtlanmasına rağmen, bazı kendini bilmez Amerikan inek sahipleri isim verme olayını gülünç bulmaya devam ediyorlarmış. Bu konuda görüşlerini bildirmekten çekinmeyen ve ailesi üç nesilden beri süt üretimiyle iştigal eden California’lı Barbara Martin, 2,200 tane ineğe isim takmanın gerçekçi olmadığı fikrinde (ki bence bu konuda tamamen haklı). Martin “Bizde, herkesin kulağında numarası yazılı olan bir etiketi vardır, o kadar” diyor. Herkes derken, inekleri kastettiğini varsayıyoruz.

Bunları yazdıktan sonra ülkemizde ineklerin hali nedir diye merak ettim. Malum, bizde inekçiliğin büyük kısmı köylerdeki aileler tarafından yapılır ve aile başına düşen inek sayısının azlığından olsa gerek, zaten ineklere her zaman isim verilegelmiştir. İnternette rastladığım kısa bir yazıda, Türkiye’de en sık rastlanılan inek isminin Seda olduğu, hatta altı inekten birinin adının Seda adını taşıdığı belirtiliyor, fakat bunun nedenine yer verilmiyor. Benim de doğrusu bu konuda pek bir malumatım yok, belki sizlerin arasından bizi aydınlatacak bir kişi bulunur diye umuyorum.

Diğer sevilen inek isimlerinden bazıları ise, Çağla, Nez, Gülben, Gülşen, Şoray, Çiğdem, Jale, Gülcan, Aykız, Kadife, Güllü ve Sinem’miş.

Sarıkız’ın neden listede yer almadığını bilmiyorum, belki de  herkes zaten biliyor diye gerek görmemişlerdir.

2 comments on “İneğin adı yok! (Olsa daha çok süt verecek…)

  1. Değerli Neşelibeyin.com sitesinin hazırlayıcısı,

    Yönlendirilmiş bir raslantı sonucu internet sitenize girdim, sayfalarından birinde okuduklarımı bir araya getirince de onlardan birine yorum yazmaya karar verdim.

    İzin verirseniz önce kendimi tanıtayım. Ben Kıbrıs’daki bir üniversitenin mimarlık bölümünde doçent olarak çalışan bir mimar ve mimarlık tarihçisiyim. Uzun bir süredir yapı tasarımı yaptıran işlikleri yönetiyorum. Ayrıca ilginç olacağını düşündüğüm konularda seçmeli dersler ile yüksek lisans dersleri açıyorum. Çeşitli ilgi alanlarımın içinde yaratıcılık da var. Sayfanız da o nedenle dikkatimi çekti. Orada “Okulda yaratıcılığa yer var mı?” başlıklı yazının biraz arkasından “İneğin adı yok!” başlıklı yazıyı da okuyunca her ikisinin birlikte bana düşündürdüklerini paylaşmak istedim.

    Birinci yazı, sizin de söylediğiniz gibi, aslında bilinmedik bir şeye değinmiyor. Yalnızca öğretmenlerin bilmeden ya da istemeden sınıflarında yaratıcı, sorgulayıcı, eleştirel düşünce sahibi öğrenciler istemediklerini ortaya koyuyor. Bu tür öğrenciler onlar tarafından sevilmiyorlar. Bu doğru.

    Ona kendi gözlemimi ekleyecek olursam, sıradan, yani o öğrencilerin yukarda belirtilen özellikleri taşımayan öğrenciler tarafından da sevilmediğini söyleyebilirim. Üniversite eğitiminde bile derste soru soran öğrenciler bir süre sonra arkadaşları tarafından “yağcılık” yaptıkları gerekçesiyle susturuluyorlar. Ödevlerini zamanında yapanlara ötekiler bunları teslim etmemeleri, böylece kendilerine daha çok zaman kalması için baskı yapıyorlar. En son örneklerden biri de ara jürilerden birinde iyi not almış bir öğrencinin “arkadaşlarının bu nedenle kendisiyle konuşmayı kestiğine” ilişkin yakınması.

    Ama beni kaleme sarılmaya asıl yönelten ikinci yazı oldu. Ona İngilizce internet sitelerinden birinde de raslamış ama okumamıştım. Kendilerine ad verilen inekler daha verimli oluyorlarmış. Doğrudur, ad verme onları sıradan birer süt vericisi olarak değil, belli bir özelliği olan birer canlı durumuna getiriyor, onlar da bunu duyumsuyorlar.

    Bu yazıyı okurken hep arkasından yukardaki gibi bir konuyla bağlanmasını bekledim, gelmeyince de kendi görüşümü yazmaya karar verdim. Benim görev yaptığım üniversitelerde öğrecilerin adları olmuyor, biliyor musunuz? Hepsinin 6, 8, 10, hatta 12 haneli numaraları oluyor. Üniversiteler onları kişilik sahibi birer insan gibi değil, kağıt üstünde birer numara olarak görüyorlar. Kağıt üstünde dedim ya, daha çok ekran üstünde demek doğru olurdu. Sayılar bilgisayarların en kolay okuduğu şeyler, tüm gelişmişliklerine karşın bu hala sürüyor ve kullanılıyor. Öğrencilerin her türlü kaydının tutulması da bu yolla yapılıyor. Başka bir deyişle, bilgisayarlar ahlakımızı bozuyor, insanları kişiliksizleştirmek için kullanılıyorlar. Yalnız öğrenciler mi? Derslerin de adları yok, hepsinin değişik sayı ve harflerden oluşan kodları var. İşlik ve dersliklerin, hatta bölüm ve fakültelerin de öyle.

    Bunun bir ölçüye kadar hep böyle olduğunu biliriz. Ama giderek abartılıyor. Vatandaşlık numaranızı bir seferde söyleyebilir misiniz? Bunlar bana en az kırk yıl önce görmüş olduğum bir Amerikan karikatürünü anımsattı: Burada düşünen adam pozunda bir insan görüntülenmişti. Düşünce balonunun içinde de “..sosyal sigorta numaram … (en az 15 haneli bir sayı), vatandaşlık numaram … , bilmem ne numaram da şu, adım… adım neydi benim?..” diye yazıyordu. Onlara yetişiyor muyuz ne?

    İki konuyu birleştirelim mi? Kimliksiz bir sayıya indirgenmiş bir öğrenciden şu numaları işlikte, falan kod numaralı derste yaratıcı, üretken, verimli olmasını bekleyebilir miyiz? Onlar da öyle davranmıyorlar zaten. Anonimlikler arasında en az göze batacak bir biçimde davranıp kendilerini göstermiyorlar. Eğitim aşamasında edindikleri bu alışkanlıklarını da daha ilerde sürdürecekler. Bir yerlerde bir şeyleri yanlış yapıyoruz galiba duygusunu yaşamamak ele değil.

    Başka ülkelerde de bu tür abartmalar var mı? Kimilerinde olmadığını biliyoruz. Beğenmediğimiz İran’dan gelen öğretim üyesi arkadaşlarımız bu numaralandırma işine bir türlü akıl erdiremiyorlar, çünkü onların üniversitelerinde öğrecilerin numaları yok, hepsi kendi adıyla anılıyor.

    İneklerden öğreneceğimiz daha çok şey olduğu anlaşılıyor.

    En derin saygılarımla,

    Üstün Alsaç

  2. Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Bu konulardaki daha ayrıntılı düşüncelerimi ayrıca yazacağım. Selamlar..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: