Yorum bırakın

Bazı sosyal yetenekler genetik kökenli olabilir(miş).

Bir süredir şüphelenmekte olduğum bir konuda yeni bir araştırma sonucu ile kanaatim iyice güçlenmiş bulunuyor sevgili okuyucular. O yüzden size de hemen bana  “Deme ya!” diye lafı yapıştırmadan önce, yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

Partilerin gözbebeği olan ve girdikleri eğlence ortamlarında tabiri caizse ‘ortalığı yıkan‘ insanların, bu durumu onları insan yüzlerini tanıma konusunda bir uzman haline getiren özel genlere borçlu oldukları ortaya çıkarıldı.

Bilim adamları, bugüne kadar yapılan bilimsel araştırmalar içinde, insanlarla ilişki kurma konusunda genlerin neredeyse temel faktör olduğunu gösteren en sağlam kanıtları ilk kez son günlerde yapılan bir araştırmada ortaya koymayı başardılar.

MIT’de çalışan sosyal psikolog Nancy Kanwischer, 7 Ocak tarihli Current Biology isimli bilimsel dergide bu konuyla ilgili yayınlanan makalenin yazarlarından biri. Kanwischer,  “…insanlar uzun bir süre boyunca bilişsel olarak bir insanı diğer bir insandan farklı kılan şeyin ya da şeylerin ne olduğunu anlamaya çalıştılar.” diyor konu hakkındaki açıklamasında, “Bizim bu çalışmamız ise bu sorunun cevabını bulma yolunda atılmış küçük bir adımdan başka bir şey değil.”

Siz ona bakmayın, tevazu yapıyor aklınca. Bilindiği üzere, insanların yüzlerini tanıyabilme becerisi sadece davet ya da kokteyllerde işe yarayan bir özellik değil. Bunun yanında, insanların arkadaşlarını (ya da kendi yanlarında olanları) düşmanlarından ayırt edebilmeleri ve sosyal ilişkileri başlatabilmeleri gibi son derece önemli durumlarda kritik bir öneme sahip olduğu kabul edilen bir faktör. Eğer bu özellik, yani yüz tanıma kabiliyetimiz, etrafımızdaki “yağmacıları” ve bu tip diğer kişileri kendimizden uzak tutma yeteneğimizi gerçekten arttırıcı bir etkiye sahipse ve bir de üstüne kendimize eş bulmamıza yardımcı olabiliyorsa, o taktirde bu yeteneğimizin genlerimize kodlanması için yeterli bir evrimsel sebep olduğunu düşünebiliriz demektir.

İşte bu teorinin doğruluğunu test etmek için, Kanwisher ve çalışma arkadaşları insan yüzlerini tanıma kabiliyetinin insanlara ailelerinden geçip geçmediğini anlamaya yönelik çalışmalar yapmışlar. Bulgularına göre, tamamıyla aynı genleri taşıyan yumurta ikizleri, ayrı yumurta ikizlerine göre yüz tanıma kabiliyeti açısından birbirlerine çok daha yakın sonuçlar vermiş (ayrı yumurta ikizlerinin genleri, yaklaşık olarak % 50 oranında birbirleriyle aynı iken tam yumurta ikizlerinin genleri birbiriyle % 100 oranında aynıdır). Bu gözlem, bilim adamlarına göre yüz tanıma yeteneğinin kalıtsal olabileceğine işaret eden önemli ve yadsınamaz bir gösterge.

Nitekim Kanwisher de “bu sonuç, insanlarda yüz tanıma kabiliyetinde genlerin rol oynadığına dair en güçlü kanıt” diyor.

Parti insanları, sosyal insanlar

Çılgınca eğlenip sonunu düşünmüyorlar sonra...

Öbür taraftan, bazı bilim adamları ise IQ seviyesinin bu durum için genel bir faktör olarak rol oynayabileceği görüşündeler. Onlar, insanları ya zihinsel becerilerin tümünde yüksek  yetenek seviyesine sahip olanlar ya da zihinsel olarak daha zayıf olanlar olarak ayırabileceğimizi belirtiyorlar (basitçesi, insanları yüksek ve düşük zekalı olarak ikiye ayırıyorlar).

Buna karşın, diğer bir görüşe göre ise, her zihinsel becerinin ortaya çıktığı ve üretildiği beyin bölümü birbirinden farklı ve bir insan bir alanda yüksek yetenekli olup, diğer bir zihinsel yetenek alanında o kadar başarılı olmayabiliyor. Şu ana kadar yapılan bilimsel çalışmaların ortak sonucu ikinci alternatifin geçerli bir açıklama olduğu yönünde, en azından yüz tanıma yeteneği söz konusu olduğu zaman bu büyük bir kesinlik oranı ile böyle.

New York Üniversitesi’nden Gary Marcus da bu konuyla ilgilenen psikologlardan biri. Ona göre, beyinlerimizin tamamen birbirinden bağımsız faaliyetleri gerçekleştiren ayrı ayrı parçaların birleşiminden mi oluştuğu yoksa genel bir amaca yönelik bir makine mi olduğu konusu halen devam eden bir tartışma ve yakın bir gelecekte de sonuçlanacak gibi görünmüyor. Ancak o da yukarıda bahsettiğimiz çalışmanın, en azından beynin belirli bir faaliyet alanında (ki bu yüzleri tanıma yeteneği oluyor şu durumda) genlerin spesifik bir rol oynadığını gösteren ve bugüne kadarki en sağlam kanıtlara dayanan çalışma olduğuna katıldığını belirtmekten çekinmiyor.

Çalışmanın lideri Kanwisher ise genlerin ‘yüz tanıma’ yeteneğinde nasıl bir etki yaptığının halen tam olarak açık olmadığını belirtmekte. Bunu açıklamak için öne sürülen görüşlerden biri, bunun gözler ile ağız arasındaki mesafenin hızlı bir şekilde ölçülmesi ile mümkün olabildiğini savunuyor. Başka bir olasılık ise bazı genlerin bir insanı daha dışa açık (extrovert) bir hale getirebildiği (hatta getirdiği) ve bu sayede insanlarla daha çok vakit harcama imkanı bulan kişilerin insan yüzlerini tanıma yeteneğini geliştirmek için daha fazla  fırsat bulabildikleri fikrine dayanıyor.

Sonuç olarak, Kanwisher’e göre  genlerin yüz tanıma kabiliyetinde spesifik bir etkisi olduğu su götürmez bir olgu, ancak bu çalışma, hangi genlerin bu yetenekle ilişkisi olduğu ya da genlerin ilgili sinirsel devreleri nasıl biçimlendirdiği hakkında henüz bir bilgi sağlamış değil.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: