1 Yorum

Beynin çözülemeyen gerçek gizemleri – 5. Bölüm

Beynin gizemleri arasında gezindiğimiz yazı dizisinin bu son bölümünde, beynin farklı bölgelerinin birbirleriyle nasıl koordineli ve hızlı bir şekilde iletişim kurup, tek bir sistem gibi düzgün çalışabildikleri ile tek bir kelime ile tanımlayabileceğimiz, ancak belki de beyin hakkındaki bilinmezlerin en bilinmezi olan “bilinç” kavramı üzerinde duracağız.

Daha önceki bölümleri okumayanlar için küçük bir not: Tahmin edebileceğiniz üzere, bu yazıları okumaya birinci bölümden başlamak, konunun tümü üzerinde daha rahat görüş sahibi olmanızı sağlayabilir. Hem, birinci bölümün başına açıklayıcı “önsöz” de koydum, daha da tatlı oldu.

9. Beynin uzmanlaşmış bölgeleri birbirleriyle nasıl koordineli olarak çalışabiliyorlar?

Çıplak gözle bakıldığında, beyin yüzeyinin herhangi bir kısmı diğerlerinden çok dafarklı görünmez. Ancak, bu bölgelerin faaliyetleri ölçüldüğünde, her veri akışının beynin farklı nöral bölgelerini harekete geçirdiği görülür. Örneğin sadece görme duyusu için dahi, hareketlerin, köşelerin, insan yüzlerinin veya renklerin algılanması beynin farklı bölgeleri tarafından gerçekleştirilir. Bu anlamda, yetişkin bir insan beyninin alanı, rahatlıkla dünya ülkelerinin bir haritası gibi düşünülebilir.

Beynin temel bölgeleri

Beynin temel bölgeleri tanımlanmıştır.

Günümüzde nörologların bu bölgelerin neye göre ayrıldığı hakkında genel bir fikre sahip olmalarından ötürü, artık bilimsel çalışmalar koku, açlık, ağrı, hedef belirleme, sıcaklık, tahmin yeteneği ve bunlar gibi yüzlerce birbirinden olabildiğince farklı görevi üstlenmiş olan nöron ağlarının tam olarak hangileri olduğunun belirlenmesine yönelmiş durumdadır. Şaşırtıcı olan durum, esas olarak değişik fonksiyonları olmasına rağmen, bu sistemlerin birbirleriyle kesintisiz olarak nasıl koordineli çalışabildiğidir. İşin kötüsü, nörologlar ve beyinle ilgilenen diğer bilim adamları, günümüzde bunun nasıl gerçekleştiği hakkında hemen hemen hiç bir fikre sahip değildir.

Kaldı ki, beynin sözü edilen bu koordinasyonu nasıl olup da bu denli hızlı yapabildiği de anlaşılabilmiş değildir. Sinir hücrelerinin gerçekleştirdiği ani elektrik akımların göreceli olarak yavaş olan hızları (aksonlar boyunca saniyede yaklaşık 300 milimetre hızında ilerleyebilirler, zira aksonlar myelin adı verilen yalıtıcılara sahip değildir), dijital bilgisayarlardaki sinyal aktarım hızınının ancak yüz milyonda biri kadardır. Bu dezavantaja rağmen, bir insan bir tanıdığını neredeyse anında tanıyabilmekte, yani hatırlayabilmektedir, oysa ki dijital bilgisayarlar yüz tanımada hala hem çok yavaş kalmakta, hem de çoğu zaman başarısız olmaktadırlar. Peki, bu kadar yavaş çalışan bölümlere sahip bir organ olan beynimiz istediği sonucu nasıl bu kadar çabuk verebilmektedir?

Bu soruya verilen geleneksel cevap beynin bir “paralel işleme” merkezi olması ve bu sayede aynı anda bir çok faaliyeti birden yürütebilmesidir. Bu tanım hemen hemen doğrudur, zira benzer şekilde programlanmış paralel işleme özelliğine sahip dijital bilgisayarları yavaşlatan unsur, bazı işlemlerin sonucunun beklenmesi ve ancak bu işlemlerin sonuçlarının karşılaştırılması ile bir sonraki kararın verilebilmesidir. Beyinlerimiz ise bunu yapmakta inanılmaz derecede hızlıdırlar. Dolayısıyla, beynimizin paralel olarak çeşitli faaliyetleri aynı anda yürütebilme yeteneği gerçekten etkileyicidir, ama esas inanılmaz olan tüm bu paralel aktiviteleri işleyerek tek, özel bir davranışa yönelik bir sonuca ulaştırmadaki hızıdır. Koşan bir hayvan ya sağa ya da sola dönebilir, ikisini birden yapamaz.

Anatomik olarak, bütün bu farklı sistemlerden gelen bilgilerin merkezi olarak toplandığı özel bir bölge yoktur (elbette ki, bilindiği kadarıyla),

Beynin bölgeleri

Eskiler beynin bölgelerini böyle mi görüyorlarmış acaba?

bunun yerine tüm bu çeşitli görevlerde uzmanlaşmış beyin bölgelerinin her biri diğerleri ile iletişim halinde bulunmakta, bu şekilde paralel ve hiç durmadan işleyen bir ağlar bütünü oluşturmaktadırlar. İşte, nasıl olduğunu tam anlayamasak da, çevremizde gördüğümüz dünya hakkındaki bütünleşmiş algılarımız bu karmaşık ve labirentimsi ağlar aracılığılı ile oluşur. Şaşırtıcı bir şekilde bu sistemlerin birbirleriyle iletişim kurmak için kurduğu bu geniş, zincirimsi ağlar üzerinde bugüne kadar oldukça az sayıda araştırma yapılmış durumdadır. Bunun sebebi, beynin çalışma sistemini dinamik ağlar yerine, düzgün ve anlaşılabilir bir “montaj hattı” olarak görme eğilimimiz olabilir. Fakat, artık gerçeğin böyle olmadığı açık bir şekilde ortadadır.

10. Bilinç nedir?

Bir an için, ilk kez öpüştüğünüz anı hatırlamaya çalışın;  o ana ait deneyiminiz bir anda kafanızda belirecektir. Peki, siz o anı bilincinize getirmeden önce, o hatıra nerede duruyordu? Sizin bilincinizin üstüne çıkmadan önce ve de sonra beyninizde ne şekilde saklanıyordu acaba? Ve hafızanızda o anı hatırlamanızın öncesi ile sonrası arasında bir fark oluştuysa, bu nasıl bir fark olabilir?

Beynimiz ve bilinç olgusuİnsana ait bilincin açıklanması, modern bilimin çözemediği temel problemlerden biri olmaya devam etmektedir. Asıl olarak, belki de bilinç hakkında her şeyi açıklayacak tek bir olguya ulaşmayı değil, ilk olarak temel bir soruyu cevaplamayı hedeflemeliyiz. Bu soru şu şekilde sorulabilir örneğin: Her sabah kalktığımızda, beynimiz aynen yerinde durmaktayken, uyandığımızda bir anda yanıp sönen o “şey” nedir acaba?

Beynin yapısı konusunda uzmanlaşmış nöroloji uzmanları, bilincin temelde beynin materyal gereçlerini oluşturan madde sayesinde oluştuğu konusunda genel olarak fikir birliği içerisindedir. Bunun nedeni ise, beynimizde çok küçük dahi olsa, herhangi bir değişikliğin (örneğin, ilaçlar ya da hastalıklar yüzünden oluşan değişiklikler) bir insanın kişisel deneyimlerini güçlü bir şekilde değiştirebilmesidir. Aslında sorunun özünde, beyne ait belirli parçaları ve aletleri hangi şekillerde birleştirdiğimizde ortaya çıkacak olan makinenin herkesin çoktan kabul etmiş olduğu o “şahsi ve kişisel deneyimleri” yaşamasını sağlayabileceğini anlayamamış olmamız yatıyor. Daha basit bir şekilde söylemek gerekirse, durumu birinin size dünyadaki tüm legoları (ya da benzeri oyuncakları) vermesine ve bunlardan bilinç sahibi bir makine yaratmanızı istemesine benzetebilirsiniz. Bu metafor ile anlatılmak istenilen şeyin nasıl yapılabileceği konusunda bilim adamları herhangi bir teori sunabilmiş değillerdir, hatta bir teoriyi oluşturmaya nasıl başlayabileceklerini dahi bilmediklerini söylemek yanlış olmaz (Aynen “What the Bleep Do We Know!?“‘da anlatıldığı gibi)

Bilinç hakkında araştırma yapmanın önündeki temel engellerden biri ve belki de en önemlisi, bu konuda deney yapmanın mümkün olmamasıdır. Muhtemel ki, hayatımızın herhangi bir anında beynimizin içindeki bazı nöron toplulukları bilinç ile ilgili bazı işlere yarayan bazı faaliyetlerde bulunuyorlar (yani bilincimizin yerinde olmasını ve bizim “biz” olarak kalmamızı sağlıyorlar), bazıları ise bilinçle ilgili olarak herhangi bir işe karışmıyor. İlk olarak karşılaşılan zorluk, bilinçle ilgili olan nöronlar ile ilgili olmayanlar arasındaki farkları tespit edebilmektir. Bu konuda pek yol alınamamış olsa da, bazı zekice tasarlanmış deneylerin ve araştırmaların önümüzde bir yol açmaya başladığını söyleyebiliriz.

Bu deneylerden birinde, deneklerin bir gözleriyle bir ev, aynı anda diğer gözleriyle ise bir inek resmi görmeleri sağlanmış. Deneyin sonunda, deneklerin ev-inek karışımı bir resim yerine, ikisinden birini gördükleri şeklinde algıladıkları (yani ya evi ya da ineği) ortaya çıkmış. Daha sonra, değişik zaman süreçlerinin ardından, deneklerin fikirlerini değiştirdikleri ve diğer cismi gördüklerine inanmaya başladıkları görülmüş. Daha sonra denekler fikirlerini değiştirmeye, yani ev ile inek arasında bocalamaya devam etmişler. Yani görsel uyaranlarda bir değişiklik olmadığı halde, bilinçsel deneyimlerde farklılaşmalar görülmüş. Bu deney ve benzerlerinin, araştırmacıların beyindeki sinirsel aktivitelerin bu tür kişisel deneyimler ile ne tür ilişkiler içerisinde olduğunu anlamasını sağlayabileceği umulmaktadır.

Tüm bunların yanında, bilincin oluşumunu sağlayan biyolojik mekanizmalar bir çok farklı seviyede gerçekleşiyor olabilir. Bunların, moleküler,

Bilinç "ben kimim?" demek aslında.

Bilinç "ben kimim?" demek aslında.

hücresel, hücrelerin oluşturdukları küçük devreler, hücrelerin arasındaki iletişimi sağlayan kanallar ya da henüz tanımlayamamış olduğumuz başka bir seviyede oluşma ihtimalleri bulunmaktadır. Ya da, belki de, saydığımız tüm bu organizasyonların farklı ve bizim bilmediğimiz karşılıklı bir iletişimi sonucunda “bilinç” meydana geliyor olabilir, bu konu hakkında ne yazık ki hemen hemen hiç bilgimiz bulunmamaktadır.

Yakın bir zaman dilimi içerisinde, bilim adamları bilinç ile ilgili faaliyet gösteren beyin bölgelerini belirleyebilmeyi ümit etmektedir. Bundan sonraki adım ise, bu bölgelerin neden bir faaliyet gösterdiklerini anlamak olacak.

Ancak, şu an için, insan olmanın ne anlama geldiğine dair maddi ve fiziksel bir açıklama getirebilecek olan bu soruların çözümü, beyin biliminin önündeki en büyük problem olarak durmaya devam etmektedir.

One comment on “Beynin çözülemeyen gerçek gizemleri – 5. Bölüm

  1. bilinç hakkında hiçbir yorum yapamıyorum. ancak:beyinle dilin nasıl bir ilişkisi oldugu hakkında tamammen yüzeysel bir araştırma yaptım kendi çapımda.ve vardıgım sonuc ınanılmaz sasırtıcıydı bunu burda paylasmak ıstedım.18 yasındakı bır coban dedıgım gıbı coban yanı tamamen doğayla iç içe ve kanser ouyor kan kanserı ama doktorlar hastalıgın sebebını bulamadılar ve bu kısı hayatında ne sıgara nede alkol kullanmıs ayrıca tamamen kendı yetıstırdıklerı yıyeceklerden beslenıyor. ailesinden hıc kımse kanser gormemıs üç kuşak gerısı bıle sızce nasıl kanser olur bu kısı??? olay sole tamamen beyın kandırması bırey hastalıga teshıs konulmadan 5 ay once her kızdıgı konuda kanser kelımesını kullanıyormus ornegın benı kanser edeceksınız kanser olcam sızın yuzunuzden vs ve bes ay boyunca bunu hemen hemen hergun bes ıla altı kez etkrar edıyormus ve beynı kandırmayı basarmıs ve beyın kanser hastalıgımı vucutta uretmıs bu tabıkıde benım gorusum hıc bır kanıtım yok bu tıp olaylar hakkında bır kac arastırma daha yaptım hemen hemen sonuc aynı beyın nasıl kanıyor ve nasıl bunu basarıyor anlamıyorum ve sıze sundum belkı ısınıze yarar veya benı aydınlatırsınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: