Yorum bırakın

Beynin çözülemeyen gerçek gizemleri – 4. Bölüm

Beş bölümden oluşan ve beynin işleyişine ait temel sorulara cevap aradığımız yazı dizisinin dördüncü bölümü…

7. Zaman kavramı beyinde nasıl algılanır?

Bilindiği gibi, 100 metre yarışları bir flaş patlaması yerine temsili bir silah sesi ile başlar. Bunun nedeni, beynimizin bir patlama sesine, bir flaş görüntüsüne oranla çok daha hızlı reaksiyon vermesidir. Ancak, motor reaksiyonların alanının dışına çıkıp algılarımızı incelediğimiz durumda (yani bir insanın ne gördüğü veya duyduğuna dair söylemlerini dikkate alırsak),  durum değişmektedir. Bu tür bir tepkinin ayırdına varma durumu söz konusu olduğunda, anlaşıldığı kadarıyla beyin, farklı hızlarda proses edebildiği değişik sinyallerin senkronize edilmesinde oldukça zorlanmakta ve çeşitli karmaşık süreçleri devreye sokmaktadır.

Bunu daha iyi anlatabilmek için bir örnekle devam edelim. Elleriniz görebileceğiniz bir yerdeyken, parmaklarınızı şıklatın. Parmaklarınzın şıklamasını görmeniz ve şıklama sesini duymanız size göre aynı anda olur; oysa gerçek farklıdır. Duyma algınızın bu olayı görme duyunuza göre yaklaşık 30 milisaniye daha hızlı farkedip işlemesine rağmen, parmaklarınızı şıklattığınızı aynı anda gördüğünüzü ve duyduğunuzu algıladığınızı düşünürsünüz, durum bundan ibarettir. Burada beyniniz, gelen sinyallerle kendi kendine bir takım şekillendirmeler yapıp, onlarla oynamakta ve etrafınızdaki dünyada aynı anda meydana gelen olayları aynı anda olmuş gibi algılamanızı sağlamaktadır, oysa ki o olaydan gelen çeşitli sinyalleri algılayış hızımız birbirlerinden çok farklı olabilmektedir.

Beynimize ne kadar güvenmeli?

Beynimize ne kadar güvenmeli?

Beynin zaman algılamasıyla nasıl oynadığını gösteren başka bir örneğe geçelim. Bir aynanın önüne geçip önce sol gözünüzle, daha sonra da sağ gözünüzle aynaya baktığınızı farz edin. Kuşkusuz, göz kapaklarınızı hareket ettirmeniz ve gözlerinizin hareketi belirli bir zamanda gerçekleşecektir. Fakat, siz bu deneyi yaparken gözlerinizin oynadığını, yani onların hiç bir hareketini fark etmezsiniz. Algılamanız, dünyanın bir anda -arada hiç zaman boşluğu olmaksızın- bir gözünüzün açısından diğerine geçtiği şeklinde olur.   Peki, bir gözünüzü açıp diğerini kapadığınız aradaki 80 milisaniyeye ne oldu dersiniz?

Anlaşılan o ki, zamanın düzgün ve pürüzsüz akıyor gibi görünmesi, aslında beynimizin inşa ettiği bir düşünceden (ya da bizim algımızdan) başka birşey değildir. Beynin bu tür zaman problemlerini nasıl çözdüğünü anlamak ise, bazı disleksi hastalarında görülen zamanın doğru ölçülüp anlaşılamamsı veya yaşlıların yere düşme olasılıklarını arttıran algı uyumsuzluklarını anlamamıza yardımcı olabilecektir.

8. Beyin neden uyur ve rüya görür?

İnsanoğlu ile ilgili olguların en ilginçlerinden biri belki de yaşam süresinin üçte birini “uyku” adı verilen o acayip ve bilinmez dünyada geçiriyor olması. Yeni doğan bebeklerde ise bu oran neredeyse iki katına çıkar ve hepimiz için, bir gün ve gece boyunca, yani 24 saat, hiç uyumaksızın günlük yaşamımızı sürdürmek bizi  önemli zorluklarla karşı karşıya bırakır. İnsanlarda sürekli uykusuzluk durumu zihinsel birtakım dengesizliklere yol açar, ama bu durum sadece insanlara özgü bir özellik değildir. Örneğin, on gün boyunca uyumayan farelerin öldüğü de bir deneyde gözlenmiştir. Aslına bakarsanız tüm memeli hayvanlar değişik şekil ve zaman sürelerinde de olsa, uykuya muhtaçtırlar (hatta sürüngenler ve kuşlar bile). Yunuslar gibi zaman zaman nefes almaya duyan memelilerin ise, beyinlerinin bir yarısı ile uyudukları yine deneylerde gözlemlenen olgular arasındadır.  Tüm bunların sonucu olarak evrimsel eğilim açıkça ortadadır, ancak uyumanın ne işe yaradığı halen tam olarak anlaşılabilmiş değildir.

Fakat, bu durum yine de bazı kolay sonuçlara ulaşmamızı engellememelidir. Uyku canlılar için o derece önemli bir işleve sahip olmalı ki, onun
için harcanan zamanın çokluğu ve uyku süresince organizmanın savunmasız kalması dahi, uykuyu ortadan kaldıramamıştır. Bu çok önemli işlevin ne olduğu konusunda tam bir görüş birliği olmasa dahi, en azından birbirinden farklı üç ayrı tahminin (ya da teorinin) var olduğunu söyleyebiliriz.

Bunlardan ilki  uykunun dinlendirici özelliğini öne çıkarır ve vücudun enerji kaynaklarının korunmasına ve kendilerini yenilemesine yaradığını belirtir. Fakat, uyku süresince gözlemlenen oldukça yüksek derece nöral aktiviteler, yani beynin sinirsel faaliyetleri, uykunun tek yararının bu olmadığını ortaya koymaktadır.

İkinci teori ise, uyku süresince beynin simülasyonlar yapmak için fırsat bulabildiği temeline dayanır. Örneğin bir kavga, zor bir problemi çözme ve benzeri durumlar gibi gerçek hayatta karşılaşacağı önemli olaylar öncesinde beyin, bu olayları kendi içerisinde canlandırarak bir “prova” gerçekleştirir. Uykunun temel işlevi, belki de bu simülasyonların yapılabilmesine olanak sağlamasıdır.

Son teori ise, ki en fazla kanıt tarafından desteklenen teori de budur, uykunun öğrenmede ve daha sonra anıları birleştirip yapılandırarak, önemsiz detayları unutmaya yaradığını öne sürer. Başka bir deyişle, uyku beynimizin önemli bilgileri saklamasını sağlarken, önemsizlerden kurtulmasını sağlamaktadır.

Son zamanlarda yürütülen çalışmalar, uykunun bilgileri REM  safhasında uzun dönemli hafızada saklanmak üzere kodlama işlevi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu konuyla ilgili bir çalışmada, fareler ödül olarak konulan bir yiyeceği bulmak üzere karmaşık bir yapının içerisinde serbest bırakılmışlar ve gelişigüzel dolaşmalarına izin verilmiştir. Farelerin dolaşması sırasında, araştırmacılar “bölge hücreleri” adı verilen ve farelerin bulundukları konum ve yere göre belirgin ve farklı aktivite gözlendiği bilinen nöronları, yani beyindeki özelleşmiş sinir hücrelerini takip altına almışlardır. Daha sonra, fareler uykuya dalıp REM uykusu aşamasına geldiklerinde de bu hücrelerdeki aktivitelerin kaydedilmesine devam edilmiştir.

Bu REM uykusu sırasında, sözü edilen “bölge hücrelerinin”  fareler labirentte dolaştıkları sırada gösterdikleri faaliyetlerini tamamen

Uyku ve Beyin

Uyurken beyinde neler dönüyor?

tekrarladıkları tespit edilmiştir. Hatta, bu “korelasyon” o kadar belirgin olarak fark edilebilir hale gelmiştir ki, araştırmacılar, farelerin uykularındaki rüyalarında labirentte dolaşmalarını takip ederken, belirli hücrelerdeki faaliyet artışından tam olarak hangi noktada olduklarını düşlemekte olduklarını anlayabileceklerini görmüşlerdir (Hatta, farenin durup dinlendiğinin ya da koşmaya devam ettiğinin bile tespit edilebildiği bildirilmiştir). Bu tür deneylerden ulaşılan sonuç ise, uyku sırasında rüyalarda tekrarlanan olayların, daha sonra hatırlanılan olaylar olduğu şeklindedir. Bu anlayış ile, uyku insanların bilinçsiz olarak gerçekleştirdiği bir öğrenme pratiği olarak değerlendirilebilir. İnsanlar üzerinde son zamanlarda yapılan bazı deneylerde, zor bir görevi tamamlamaları istenen deneklerin, görevi birbirini takip eden günlerde tekrarladıkları durumlarda, görevi aynı gün içerisinde tekrarladıkları durumlara göre sonuçlarını daha fazla yükselttikleri ortaya konulmuştur, bu da uykunun öğrenme sürecindeki önemini gösteren bir unsur olarak görülmektedir.

 

İnsanların uyku ve rüya görme hallerinin geçirdikleri travmalar, aldıkları ilaçlar ya da hastalıklardan nasıl etkilendiği ve uykuya olan ihtiyacımız ile ne oranda oynayabileceğimiz gibi konular, gelecekte yapılacak araştırmalar için henüz tam anlaşılamamış ve önemli sonuçlara yol açabilecek alanlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: