1 Yorum

Beynin çözülemeyen gerçek gizemleri – 2. Bölüm

1o başlık altında toparladığımız, beynin çalışmasına ilişkin temel sorular hakkında bildiklerimizin kısa ve anlaşılabilir açıklamalarını içeren yazı dizisinin ikinci bölümüne buyrun.

3. Beynin minimum aktivite düzeyi neyi gösteriyor?

Nörologlar, genelde bir resim, dokunuş ya da herhangi bir ses gibi uyarıcıların, beyinde ne tür aktivite değişikliklerine yol açtığını gözlemlemeye çalışırlar. Ancak, beynin dinlenme halindeki aktivite düzeyi, aslında zihinsel hayatımızı tanımlamak için en önemli veri olabilir. Uyanık bir insanın dinlenme halindeki beyni, beden tarafından kullanılan toplam oksijenin % 20’sini tüketiyor (unutmayalım ki, insan beyni bedenin kütlesel olarak ancak % 2’sini oluşturur). Bu minimum aktivite seviyesinin bir kısmının, beynin daha önceden almış olduğu bilgileri yeniden yapılandırmak, gelecekte meydana gelebilecek olaylar üzerinde simulasyonlar yaratmak ya da anıları değiştirerek yeniden saklamak için kullanıldığı biliniyor. Yani, üzerinde önemle durduğumuz birçok şey (hatıralarımız, duygularımız, güdülerimiz, planlarımız vb.) herhangi bir dış uyarıcıya gerek olmaksızın kendi kendilerine beyinde oluşmaya devam ederken, açık ve net olarak ölçülebilen bir faaliyet belirtisi göstermiyor olabilirler.

Sözünü ettiğimiz bu minimum aktivite seviyesi ile ilgili bir ipucu, nöronların faaliyetlerini görüntüleme deneyleri sayesinde edinilebiliyor. Bu deneylerde, bir insanın herhangi bir amaca yönelik göreve başlamasından hemen önce, beynin bazı bölgelerindeki aktivitenin azaldığı gözlenmiş. Aktivite düzeyinde azalma olduğu belirlenen beyin bölgelerinin görevin ayrıntılarına göre değişmemesi ve hep aynı bölgelerin faaliyet düzeylerinin düşmesi, bu bölgelerin normalde beyin dinlenme halindeyken yukarıda bahsedilen aktiviteleri gerçekleştiren bölgeler olmasına dayanıyor olabilir.

İnsan algısına yönelik genel anlayışa göre, dış dünyaya ilişkin bilgiler duyu organlarımız aracılığıyla alınıp beyne gönderilir ve bu sayede bilinçli olarak hisseder, görür ya da duyarız. Ancak, artık pek çok bilim adamı dış algıların sadece beyinde alttan alta devam etmekte olan iç faaliyetlerin revize edilmesine yaradığı fikrine daha sıcak yaklaşıyor. Örneğin, görme duyumuz aslında gereksiz olabilir, zira gözlerimiz kapalı olduğunda, uyurken gördüğümüz rüyalardaki görsel detaylar da en az gözlerimiz açıkken gördüklerimiz kadar zengin. Bu anlayışa göre, aslında uyku halindeki beynimiz uyanıkken içinde bulunduğu durum ile aynı halde bulunuyor; tek fark uyanıkken kısmi olarak dış uyaranlara dayanıyor olması. Bu da demek oluyor ki,  bilinçli halimiz uyanıkken gördüğümüz bir rüyadan ibaret.

4. Beyinlerimiz gelecek hakkında nasıl simülasyonlarda bulunabiliyor?

Bir itfaiye şefi, yangının yeni bir kıvılcımını gördüğü zaman çok çabuk adamlarını nereye yerleştirmesi gerektiği konusunda tahminlerde bulunmaya başlar. Gelecek hakkında bu şekilde tahminlerde bulunmak (bunları gerçekten denemenin riskini ve maliyetini üstlenmeksizin), Karl Popper’ın deyimiyle “hipotezlerimizin bizden önce ölmelerine” imkan sağlıyor. Bu yüzden, gelecek hakkındaki öngörülerde bulunmak, gelişmiş zekaların yoğun olarak meşgul olduğu bir aktivite olarak görülüyor.

Ancak yine de beynimizin gelecek simülatörünün nasıl çalıştığı hakkında oldukça az fikre sahibiz. Bunun temel nedeni, geleneksel nörolojik araştırma tekniklerinin, beyinsel aktivitelerin açık ve dıştan görülebilen davranışlarla korelasyonunu ölçmeleri ve zihinsel “yaratımlar” ile ilgilerine yönelmemiş olmaları. Bu konuyu açıklamaya yönelik fikirlerden biri, beynin kaynaklarının sadece uyaranları işlemeye ve onlara tepki vermeye değil (bir topun size doğru geldiğini görmeniz gibi), dış dünyanın küçük bir modelini beynin içinde kurup o dünya içinde objelerin nasıl davranacağına ilişkin belirli kurallar üretmeleri (topun havada nasıl hareket ettiğini bilmek gibi) için kullanıldığını öne sürer. Bu küçük modeller sadece bir şeyi yakalamak gibi motor aktivitelerde değil, aynı zamanda algılamada da rol oynuyor olabilir. Örneğin, görme duyusu retinadan gelen bilginin yanısıra, beyindeki yoğun miktardaki veriye de dayanıyor.

Peki ama beyin gibi bir sistem, dünyanın gidişatı hakkında öngörülerde bulunmayı nasıl öğrenebilir? Aslına bakarsanız, bir teoriye göre hafızamız sadece bu sebepten dolayı var. Üstelik bu pek yeni bir düşünce de sayılmaz, zira bundan yaklaşık 2,000 yıl önce Yunan filozofları Aristo ve Galen, hafızanın gelecek hakkındaki tahminlerimizin doğruluğu için ne derece önemli olduğunun üzerinde durmuşlardı.

One comment on “Beynin çözülemeyen gerçek gizemleri – 2. Bölüm

  1. Selamlar beyin hakkındaki yazınızdan dolayı sizi tebrik ediyorum. Beyin hakkında garip bir durum dinlemiştim. Müsadenizle burada paylaşmak istiyorum. Askerde kafasına kurşun isabet eden adamı acil ameliyata alıyorlar. Bu adamın kafasındaki kurşun kafatasına giriyor. Ancak beynin sadece zarına ufak bir hasar açıyor. Bu adam uyandırıldığı zaman doktorlara radyo sesi duyduğunu söylüyor. Ancak hastahanede herhangi bir radyo açık olmadığı kendisine bildiriliyor. Bununla beraber adamın duyduğu radyonun 30 km ötede bir radyo istasyonu olduğunu daha sonra buluyorlar.

    Bu adamın kaza geçirmesi ve beynindeki bu hasar nasıl oluyorsa adamın zeka kullanım oranını arttırıyor. Ve adamı okul okul dolaştırıyorlar. Bir defa duyduğu birşeyi asla unutmuyor…

    Adam hakkında kimlik bilgisi olmasına ramen bu anlattığım konu bir çok kişi tarafından teyid edilmiştir. Bununla beraber bu adam hakkındaki beyin araştırmalarıda sürmektedir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: