Yorum bırakın

Dini inanç eğilimleri ve deneyimler, beynin sosyal bölgeleri ile bağlantılı

Bu blogda, insan beyni hakkında yapılan değişik türde araştırmalara yer veriyorum, takip edenler biliyorlar. Eski yazılarımdan da görebileceğiniz gibi, dinsel inanç ve Tanrı fikri üzerindeki düşüncelerimi de henüz yazmaya yeni başlamış olmama rağmen az çok anlamak mümkün. Ancak, bu sitedeki amacım sadece sonuçları beni “sevindiren”, yani benim düşündüklerimi birebir destekleyen araştırmalara yer vermek değil. Olabildiğince, bilimsel olmaları şartıyla, beynin çalışma şekli hakkında yapılan her türlü çalışmadan sizleri de haberdar etmek istiyorum. Zira, kendi bildiğimi bana durmadan tekrar eden araştırmalardan başka birşey okumadan, diğer her türlü bakış açısını reddeden bir yaklaşım sergilemek istemiyorum. Yoksa, eleştirdiğim kişilerin yanlışına düşeceğime inanıyorum.

Aşağıdaki araştırma da o tür araştırmalardan biri. İlk okuduğunuzda (ya da sadece göz gezdirirseniz) varacağınız sonuç, araştırmanın ortaya koyduğunun tam tersi olabilir. O yüzden, benim için heyecan verici bir çalışma. Yorumu okuyucalara bırakmak en iyisi:

Bir Tanrı inancına sahip olan insanların beyinlerindeki MRI tarama sonuçları, dinsel inançların beynin “sosyal zeka” ile ilgili bölgeleri ile ilgili olduğu yönünde yeni kanıtlar sunmaya devam ediyor. Bu araştırmalara göre, Tanrı var olsun ya da olmasın, dini inançlar insan beyninin evriminin şekillenmesinde  önemli ölçüde etkili, hatta yararlı olmuş olabilir.

National Institutes of Health‘de çalışan bilişsel uzman Jordan Grafman, bu alanda son zamanlarda çalışmalar yürüten bilim adamlarından biri. Grafman’e göre,  beynin sözü edilen sosyal zeka ile ilgili bu bölgeleri, bir insanın diğer alanlardaki sosyal anlayışının ve sosyal davranışlarının oluşumu için de oldukça önem taşıyan bölgeler. Geçtiğimiz hafta içerisinde Public Library of Science ONE isimli bilimsel yayında Grafman ve ekibi tarafından yayınlanan bir araştırmada, dini inancı çeşitli seviyelerde olan 40 kişinin, sözü edilen beyin bölgelerinde gerçekleşen aktivitelerin MRI yoluyla gözlenmesi sonucu varılan sonuçlara yer verilmiş.

Denekler arasında, güçlü bir Tanrı inancı olduğunu belirten, dini görevlerini yerine getiren ya da Tanrı korkusuna sahip olduğunu ifade eden kişilerin beyinlerindeki empati, sembolik iletişim ve duygu yönetimini düzenleyen bölgelerin, diğer deneklerin beyinlerinin aynı bölgelerinden daha büyük olma eğilimi gösterdiği tespit edilmiş. Araştırmanın amacı aslında insan beyninde bir “Tanrı noktası” ya da “Tanrı bölgesi” bulmak değil. Fakat, kendilerini dindar olarak tanımlayan insanların beyinlerinde daha genel ve ortak özelliklerin var olup olmadığının anlaşılması hedef alınıyor.

Dini bütün beyin - Kafir beyin

Dini bütün beyin - Kafir beyin

Sonuçlar incelendiğinde, aslında pek çok farklı noktaya dikkat edilmesi gerektiğini de görebiliyoruz. Yani yukarıda yer verilen sonuç, hemen genelleştirilmeden önce sıkı bir süzgeçten geçirilmeli. Zira, deneyi yapan araştırmacıların da kabul ettiği gibi, deneyin sonucunun değişik faktörlerden etkilenmiş olması yüksek bir ihtimal. Örneğin, 40 kişilik bir denek grubu aslında böyle bir sonuca varmak için, bilimsel olarak küçük sayılabilecek bir örneklem grubu. Aynı şekilde, “Tanrı inancı” kavramının ne anlamı geldiği de çok önemli, çünkü bu kavramın tam ve kesin bir tanımı yok, olsa dahi farklı dinlerdeki “Tanrı”nın değişik özellikler gösterebildiği de gözden kaçırılmamalı. Örneğin, denek olarak seçilen bu insanların,  Batı’da anlaşıldığı şekliyle, yani Hıristiyanlığın öngördüğü bir Tanrı inancına sahip olduğu unutulmamalı. Ancak, yine de testin neticelerinin Jordan Grafman’ın daha önce gerçekleştirdiği ve aynı konuyu farklı açılardan incelediği çalışmalarla uyum göstermesi dikkat çekici.

Grafman’ın sözünü ettiğimiz önceki çalışmalarının temel konusunu, insanın dini duygularının beynin sosyal anlayış ile ilgili diğer nöron ağlarını hangi şekillerde ve nasıl tetikliyor olabileceği sorusu oluşturuyordu. Bu çalışmaları içeren makale, ünlü Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinin Mart sayısında yayınlanmıştı. Bu araştırmaya göre, dini inanç için sahip olduğumuz kapasite, insan beyninin eski zamanlardaki ilkel halinden bugünkü sosyal olarak son derece sofistike haline dönüşmesi için tetikleyici bir rol oynamış olabilir.

Grafman’ın ilgisini çeken temel soru ise aslında şu: İnsanın ilahi inanç eğilimleri, zamanında primatların (yani insan benzeri memelilerin) kullandığı ve kendi aile üyeleri ile etraflarındaki diğer hayvanları “anlamalarını” sağlayacak şekilde evrilmiş olan beyin mekanizmaları ile aynı kaynaktan geliyor olabilir mi (hatta onlara kaynaklık etmiş olabilir mi)? Ona göre, eski zamanlarda ilkel insan doğada sık karşılaşılmadığı ve anlayamadığı olaylar için, bugünkü bizim kullandığımız sosyal bilişsel mekanizmalara benzer mekanizmalar kullanmaya çalışmış olabilir. Hatta, bu mekanizmaların şaşırtıcı derecede benzerlik gösterdiğini söylemek de Grafman’e göre gayet mümkün.

Grafman, insan beyninin evriminin devam ettiğine inanıyor. “3.000 yıl önceki düşünme şeklimiz ile bugünkü düşünme şeklimiz elbette ki aynı değil” diyor, “bu yüzden nasıl inandığımızın (yani inanç şekillerimizin) doğası da aynı şekilde değişebilir”.

Not: Bu ilginç çalışmaya daha fazla ilgi duyanlar için, makalenin tam adını ve kaynağı aşağıda.

“Neuroanatomical Variability of Religiosity.” By Dimitrios Kapogiannis, Aron K. Barbey, Michael Su, Frank Krueger, Jordan Grafman. Public Library of Science ONE, Vol. 4 No. 9, September 28, 2009.

Kaynak: Wired Magazine, Ekim sayısı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: